Muhsin Yazıcıoğlu’nun Kahramanmaraş’ın Keş Dağı’nda şüpheli bir helikopter kazasıyla aramızdan ayrılmasının üzerinden yıllar geçti ancak olayın üzerindeki sis perdesi hala dağılmış değil. 25 Mart 2009’da yaşanan bu olay, basit bir kaza olmanın ötesinde, içinde cevapsız pek çok soru barındıran derin bir muamma olarak önümüzde duruyor.
Sürecin en dikkat çekici yanlarından biri, Yazıcıoğlu’nun hayatı boyunca 17 kez kaza geçirmesi ve vefatından sadece 1,5 ay önce kendisini takip eden bir istihbaratçıyı suçüstü yakalamış olmasıdır. Ancak asıl skandallar zinciri, helikopterin düştüğü andan itibaren başlıyor. Kazanın nedenini aydınlatabilecek ARGUS 5000CE ve SKYMAP IIIC GPS cihazlarının enkazdan sökülerek çalınması, dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün bile “Cihazları keçiler söküp götürmedi ya” diyerek tepki göstermesine neden olmuştu.
Olay günü yaşanan radar kararması ise tam bir “milyonda bir” ihtimal. Genelkurmay, kaza anında bölgedeki tüm radarların bozulduğunu iddia ederken, Hava Kuvvetleri bu bilgiyi yalanlayarak sadece veri hatlarında arıza olduğunu belirtmişti. Oysa aynı dakikalarda sivil radarlarda görünen ancak daha sonra kaybolan savaş uçaklarının varlığı, helikopterin bu jetlerin yarattığı hava akımıyla savrulmuş olabileceği ihtimalini güçlendiriyor. Üstelik çevre köylülerin duyduğu şiddetli patlama sesleri, helikopterin geçmediği rotalarda bile yankılanmıştı.
Sadece teknik değil, adli tıp boyutu da ayrı bir skandalı barındırıyor. İlk otopside temiz çıkan kan örneklerinde, daha sonra yapılan incelemelerde yüksek oranda karbonmonoksit gazı tespit edildi. Özellikle pilotun kanındaki %26,6’lık oran, bir zehirlenmenin veya helikopter içinde bir müdahalenin işareti olabilir. Bunun yanı sıra, gazeteci İsmail Güneş’in kırık ayakla enkazdan 600 metre uzağa nasıl gittiği ve yanındaki koltuk parçasının oraya “sonradan mı getirildiği” sorusu hala karanlıkta bekliyor.
Yazıcıoğlu, son günlerinde Aktütün baskını, Çeçen cinayetleri, silah kaçakçılığı ve Ergenekon gibi devletin en hassas ve karanlık dosyalarını araştırıyordu. Belki de bu yüzden, bazı çevrelerce “kamu yararı için feda edilebilecek bir isim” olarak görüldü; nitekim Hayrettin Karaman’ın “ümmetin zararını önlemek için şahsın zararı göze alınır” şeklindeki tartışmalı fetvası bu bakış açısının bir yansıması olarak yorumlandı.
Sonuç olarak; kaybolan cihazlar, kararan radarlar ve susturulan tanıklar arasında Muhsin Başkan’ın davası hala adalet bekliyor. Kaynaklar, bu olayın bir kazadan ziyade, titizlikle planlanmış ve delilleri karartılmış bir suikast olma ihtimalinin ağırlığını koruduğunu gösteriyor.
Yazının tamamına https://www.boldmedya.com/2022/03/25/yazicioglunun-helikopter-kazasindan-15-ay-once-yasadigi-esrarengiz-olay-muhsin-baskani-kim-oldurdu linkinden ulaşabilirsiniz.
