Kahramanmaraş’ın Keş Dağı’nda 25 Mart 2009’da yaşanan o meşum helikopter kazasının üzerinden uzun yıllar geçti. Ancak ne geçen zaman ne de açılan davalar, Muhsin Yazıcıoğlu’nun vefatı üzerindeki sis perdesini aralamaya yetmedi. Dosyalar mahkemeler arasında adeta bir pinpon topu gibi gidip gelirken, kamuoyunun zihnindeki “Kaza mı, suikast mı?” sorusu her geçen gün daha da derinleşiyor.
Sandığın Ötesinde Bir Nüfuz
Muhsin Yazıcıoğlu, sadece Büyük Birlik Partisi’nin lideri değil, Türk siyasetinin “vicdan sesi” olarak kabul edilen bir isimdi. 12 Eylül öncesinin fırtınalı günlerinden çıkmış, hücrelerden geçerek milliyetçiliği demokrasiyle taçlandırmış bir devlet adamıydı. Partisinin aldığı oy oranının çok ötesinde bir ağırlığı vardı; Türk Silahlı Kuvvetleri ve Emniyet teşkilatı içinde derin bir saygı görüyor, devletin kritik noktalarından doğrudan bilgi alabiliyordu. Hatta Dağlıca baskını gibi kritik olayları devletin zirvesinden bile önce öğrenip ilgili makamlara iletmişti. Ergenekon sürecinde cuntaların tasfiyesi için bildiği doğruları paylaşmaktan çekinmemesi, onu pek çok karanlık odağın hedefi haline getirmişti.
“Beni Öldürtecek misiniz?”
Ölüm yolculuğunun başladığı o gün, aslında pek çok şüpheyi de beraberinde getirmişti. Yazıcıoğlu, başlangıçta helikopter kiralanmasına oldukça soğuk bakıyordu; hatta çevresindekilere “Beni öldürtecek misiniz?” diye sorması, adeta başına gelecekleri hissettiğinin bir kanıtıydı. Ancak yoğun miting programı nedeniyle ikna edildi. Uçuştan kısa süre önce yaşanan “eksik 10.000 TL” krizi, dönemin parti yöneticisi Mustafa Destici’nin devreye girmesiyle çözüldü ve TC-HEK işaretli helikopter saat 14.37’de havalandı. Yazıcıoğlu, vuslata gitmeden hemen önce sevenlerine, “Ruh bir saniyeliktir, küf dedi mi gitti” diyerek hayatın faniliğini hatırlatmıştı. Saatler 15.03’ü gösterdiğinde ise o meşhur sessizlik başladı.
Kaza Mı Sabotaj Mı?
Yazıcıoğlu’nun hayatını kaybettiği olay, 1993’te uçağı düşen Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis’in ölümünü hatırlatıyor. Tıpkı Bitlis Paşa gibi Yazıcıoğlu da “kaza” denilerek kapatılmak istenen bir sürecin kurbanı mıydı?. Helikopter kazasından önce Yazıcıoğlu’nun atlattığı şüpheli trafik kazaları (2007’de Sivas, Samsun ve 2008’de Bolu Tüneli) aslında bu felaketin ayak sesleri gibiydi. Daha da çarpıcısı, Ergenekon sanığı Erol Ölmez’in mahkemede, Yazıcıoğlu’nu susturmak için 10 milyon dolarlık bir sabotaj planından bahsetmesiydi. Ayrıca 28 Şubat soruşturmasında Oğuz Kalelioğlu’nun evinde bulunan “suikasta kurban gidenler” listesinde Yazıcıoğlu’nun isminin de yer alması, olayın vahametini artırıyor.
Bugün hâlâ kazadan önce telefonlarını kimin dinlediği, kendisini takip eden istihbaratçıların kim olduğu ve enkaza neden 2 gün boyunca ulaşılamadığı soruları cevapsız duruyor. Keş Dağı’nın karları altında sadece bir siyasi lider değil, Türkiye’nin karanlık noktalarına ışık tutabilecek bir irade de kaldı. Yazıcıoğlu dosyası gerçek anlamda aydınlatılmadığı sürece, Türkiye’nin demokrasi tarihi hep bir yanı eksik ve yaralı kalacaktır.
Yazının tamamına, https://boldmedya.com/2022/03/24/13-yildir-uzeri-ortulen-supheli-helikopter-kazasi-muhsin-baskani-kim-oldurdu linki üzerinden ulaşabilirsiniz.
